Sayfalar

16 Aralık 2012 Pazar

Romeo ve Juliet


Yazarı: William Shakespeare

Çevirmeni: Bülent Bozkurt
Sayfa Sayısı: 168
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Goodreads Puanı: 3.72  

İnsanlar Ne Düşünüyor?

"Okuyunca insanın aşık olası ve o aşk uğruna ölesi geliyor... Aşkı bu şekilde anlatan bir kitap daha yoktur... Bir çırpıda okumak isteyeceğiniz bir kitap daha doğrusu oyun diyelim. Tavsiye ederim."
-Castan, Kitapyurdu

"Bin yıl sonra bile okunacağı kesin... Romantizmin doruk noktası."
-Sinan_bjk, Kitapyurdu

"Her bir kelimesi ayrı bir hazine olan harika bir tiyatro kitabı. Durumu işleyişi o kadar harika ki insan okurken yaşıyor resmen."
-Adalii84, Kitapyurdu

Sadece Bir Oyun Mu?

"Romeo ve Juliet" sinemaya da uyarlanmıştır. 

Bizden Bir Romeo ve Juliet



Seneryo

(Bir disko. Arka planda çalan müzik eşliğinde Romeo ve Julliet sağ ve sol köşelerde dans edip birbirlerine bakmaya başlar. Bir süre sonra Romeo Juliet'in yanın gelir ve konuşmaya başlar.)
Romeo: Senin kadar güzel bir insan nasıl yalnız başına dans edebilir? (güler) Yoksa sevgilini mi bekliyorsun?
Juliet: Yok canım ne güzelliği... (gülümser) Sevgilim yok, olsa fena da olmaz hani. (Güler) Ben Juliet.
Romeo: Ben Romeo. (Juliet'in elini öper, gözlerine bakar) Dans?
Juliet: Neden olmasın? (gülümser)
(I'm Sexy and I Know It çalmaya başlar. Romeo ve Juliet birlikte dans eder ve perde kapanır.)

(Karanlık bir oda. Odanın sağ köşesinde bir yatağın üstünde uzanmış, uzun saçlı bir kadın. Odadaki tek ışık kaynağı kadının elinde tuttuğu telefonun ışığı.)
(Kadının elinden gelen bir telefon melodisi ile ışıklar açılır. Kadın telefonu açar ve konuşmaya başlar.)
Juliet: Sevgilim... (birkaç saniye geçer) Ne! Romeo ciddi misin? (bekler) Evet! Sonuna kadar evet! (mutluluktan ağlamaya başlar) Seni seviyorum Romeo, çok seviyorum! Tamam, tamam sevgilim görüşürüz! (telefonu kapatır ve sevinçten zıplamaya başlar.)
(Sahnenin solundan odaya orta yaşlı, saçları toplu, siyah bir pantolon, pembe bir tişört, ve yine siyah bir topuklu ayakkabı giymiş bayan Capulet girer.)
Bayan Capulet: Yine o Allah'ın cezasıyla konuştun değil mi? Duydum! Ne dedi sana yine! Neler dedi de seni kandırdı! (Elini Juliet'i dövecek gibi kaldırır) Doğru söyle, yolarım saçlarını!
(Juliet korkmuş ve telaşlanmış bir halde elleriyle yüzünü kapatır.)
Bayan Capulet: (Elini hızlıca indirir) Oldu! Oldu yine söyleme, bir daha o çocukla görüşmeyeceksin! (Juliet'in elinden telefonunu hızlıca alır. Juliet ellerini yüzünden çeker ve ellerini annesinin elindeki telefona uzatır, almaya çalışır ama alamaz.)
(Bayan Capulet sinirli bir şekilde odadan ve sahneden çıkar)
(Juliet tedirgindir. Birkaç saniye sonra yüz ifadesinden Juliet'in rahatladığını ve aklına bir fikrin geldiğini anlarız. Seyircilere doğru seslenir.)
Juliet: Hah! Telefonumu aldı ama, tabletimin olduğunu nasıl da unuttu! (kısa bir kahkaha atar) Ah... (durgunlaşır) Romeo'm için her şeyi göze alırım, ailelerimiz düşman olsa bile onunla (vurgulayarak) evleneceğim!

(Sahne kararır. Romeo'nun evindeki büyük salondayız. Romeo bilgisayarından Facebook'a girmiş, kanepede oturmakta. Üzerinde siyah bir ceket ve kot pantolon olan kır saçlı bir adam içeri hışımla girer)
Bay Montague: Neler yaptın sen Romeo! (Romeoyu yakasından tutar ve kendine doğru çeker. Romeo tepkisizdir. Kucağındaki bilgisayarı hızla kanepeye bırakır.) Biz sana kaç kere dedik o soysuzların kızı Juliet'le görüşmeyeceksin diye! İyi ki tabletimden ilişki güncellemeni görmüşüm, yoksa olanlardan haberim olmayacaktı! Bu ne saygısızlık! (Romeo'yu geri iter ve kanepedeki bilgisayar alıp seslice incelemeye başlar.)
Bay Montague: Bu kadar yeter! Şirketimizi batıran o soysuz Capulets ailesinden biriyle bile konuşmayacaksın artık, şimdi gidip internet kablosunu keseceğim! O zaman anlarsın belki ailemize kafa tutmak ne demekmiş!
(Romeo ifadesizliğini koruyarak babasına bakar. Bay Montague oğlunun ifadesizliğine sinirlenmiştir Oğluna tokat atar. Romeo sinirlenmiştir. Yumrukları sıkılıdır. Babası yüzüne bile bakmadan sahneden çıkar. Romeo derin bir nefes alır ve seyirciye karşı konuşmaya başlar.)
Romeo: Aptal adam! Ne sanıyor kendini? Sanki aşkımızı, evlenmemizi engelleyebilecek! ( Bir derin nefes daha alarak konuşmasına daha sakin bir biçimde devam eder.) Facebook'ta engellemeliydim babamı, Twitter'da da! Ah salak kafam..
(Sahne kararır ve perde kapanır.)

(Sahne karanlıktır. Birazdan göreceğimiz, final sahnesidir. Perde açılır, Juliet  bir arkadaşıyla
yatak odasındadır. İkisi yatağın üstünde oturmuş konuşuyorlardır. Yatağın ortasında eroin malzemeleri ve Juliet'in telefonu vardır. Juliet birden ağlamaya başlar ve konuşmaları seyircileri duyacağı bir ses tonuna ulaşır.)
Juliet: Ağabeyim Romeo'yu bıçakla tehdit etmiş, inanabiliyor musun? Dayanamıyorum artık! Bu iş bu gece bitecek! (yüzünü elleriyle kapatır ağlamaya başlar)
Arkadaşı: (üzgün ve telaşlı bir şekilde) Juliet emin misin?  Bak bu iş fazla tehlikeli...
Juliet: (ellerini yüzünden çeker, derin bir nefes alır ve arkadaşının gözlerine bakarak kafasını sallar) elinden geldiğince hızlı hazırla, kriz geçirmeden önce enjekte et artık. ( Elleri uyuşturucuya olan bağılılığını rahatça yansıtan bir biçimde titrer. Bu sırda arkadaşı düşünen bir surat ifadesiyle enjekte edeceği eroini hazırlamaya başlar.)
Juliet: (bağırırak) Çabuk ol! Lütfen... (tekrar ağlamaya başlar.)
(Arkadaşı birden telefonunu çıkarır ve mesaj yazmaya başlar. Juliet bu durumu merak eder ve bu duruma kızar)
Juliet: (bağırarak) Ben burada kriz geçirirken sen sevgilinle mi mesajlaşıyorsun aptal! (dizlerini karnına çeker ve öne arkaya hafifçe sallanmaya başlar.)
Arkadaşı: (mesaj yazmayı bitirmiştir, Juliet'e bakar) Hazır. Son kez soruyorum Juliet, emin misin?
(Juliet kafasını sallar. Arkadaşı bunun üzerine çaresizlik içinde her şeyi bırakıp odadan çıkar.)
(Juliet ağlayarak eroine ve şırıngaya bakar.)
Juliet: Ah Romeo... Çok üzgünüm sevgilim..
( Juliet kendini altın vuruşa hazırlarken, sahnenin solunda Romeo'yu yürürken görürüz. Telefonuna gelen bir mesajla Romeo irkilir. Mesajı okur ve telefon elinden düşer. Romeo son hızıyla sahneden koşarak ve bağırarak çıkar.)
Romeo: Juliet!
(Bu sırada sahnenin ortasında bayılmış olan Juliet'i görürüz. Yere düşmüş bir şırınga tüm olayı açıklamaktadır. Bir kaç saniye sonra ağlayarak Romeo odaya girer. Juliet'e yaklaşır, diz çöker ve elini tutar)
Romeo: Sevgilim... Nasıl... Nasıl oldu her şey...
(Romeo ayağa kalkar ve Juliet'in arkadaşının hazırladığı eroini Juliet'in şırıngasın tekrar doldurur.)
Romeo: Hayatımın aşkı hayatta olmadan yaşamak yerine, ölürüm daha iyi...
(Romeo ağlayarak son bir kez Juliet'e bakar. Yere oturur ve altın vuruşu gerçekleştirir. Birkaç saniye geçtiğinde Romeo çoktan dozun ağırlığından kriz geçirip ölmüştür.)

(Sahne kararır. Arada beş saniye geçtikten sonra kimin olduğu belli olmayan kalp atışları duyulur. Sahne aydınlanır ve Juliet bitap düşmüş bir şekilde gözlerini açıp doğrulur. Ölememiş olmanın verdiği karışık duygular yüzüne yansımıştır. Derin bir nefes almaya çalışır fakat öksürmeye başlar. Başını sağına çevirir ve Romeo'nun cansız bedenini görür. Ağlamaya başlar. Zorla ayağa kalkar ve Romeo'nun yanına oturur. Cebinden telefonunu çıkarır. Artık olan biten her şeyi Juliet'in iç sesi anlatır.)
İç ses: Twitter. Yeni tweet. (Derin bir nefes verir) Ey Hızır gibi yetişen şırınga: Senin yerin burası. Orada paslan ve bende öleyim... Gönder.
(Juliet telefonunu yere bırakır. Romeo'nun hala kolunda duran şırıngayı alıp kendi boynuna saplar. Gözyaşları arasında can çekişen Juliet'i görürüz. Işıklar yavaşça kapanır ve sahne böylece biter. Perde kapanır.)

Romeo ve Juliet - Kısa Film
(Senaryo ile birebir çekilmemiştir. Doğaçlama espriler ve replikler bulunmaktadır.)
OYUNCULAR:
SENARİST: Destina Ongun
YÖNETMEN: Destina Ongun
KAMERAMAN: Timur Cinay
Romeo: Ozan Azmi Ateş
Juliet: Yağmur Ünal
Arkadaşı: Mısra Şengeldi
Bayan Capulet: Ezgi Tülü
Bay Montegue: Timur Cinay


Kaynakça:
http://www.kitapyurdu.com
http://www.goodreads.com
http://www.wikipedia.com
http://urun.gittigidiyor.com

Bir Delinin Hatıra Defteri


Yazarı: Nikolai GOGOL

Çevirmeni: Nihal Yalaza TALUY
Sayfa Sayısı: 101
Yayınevi: Varlık Yayınları
Goodreads Puanı: 4.14 

İnsanlar Ne Düşünüyor?

"Gogol'un alaycı üslubuyla süslediği hikayeleri okumaya değer."
-AspardusKitapyurdu

"'Burun'u unutamıyorum."
-Zedkaren, Goodreads

"Kitap gerçek edebiyat adına bir şeyler okumak isteyenler için birebir. Hem de insanı hiç sıkmıyor. Bir Delinin Hatıra Defteri, Gogol'un ustalığını kanıtlar nitelikte bir kitap. Kitap toplamda 3 öyküden oluşuyor. Bir Delinin Hatıra Defteri mükemmel bir öykü, Palto traji-komik, Burun hikayesi ise diğerlerine nazaran daha komik bir hikaye."
-Haziran1976, Kitapyurdu


Kırmızı Koltuk



5 Soru 5 Cevap:

1- Para biriktirmek için bir sürü şeyden vazgeçmek, nasıl bir duyguydu?
"Zaten kısıtlı bir hayat yaşayan ben için bile, zorlayıcı bir şeydi. Fakat o paltoya duyduğum istek, bunlara katlanmam için bana güç verdi."

2- Yeni paltona kavuştuğunda nasıl hissettin?
"Uzun süredir istediği oyuncağa kavuşan bir çocuk gibiydim; çok mutlu olmuştum. Adeta yenilenmiştim. Artık, zaten kısıtlı olan harcamalarımı daha da kısmak zorunda değildim. Sokakta üşümeden yürüyebilecek, sırtımda eski püskü bir kumaş parçasından daha fazlasının olmasının sevincini ve gururunu taşıyabilecektim."

3- Öldükten sonra neden insanların paltolarını çalmaya başladın?
"Yardıma ihtiyacım olduğunda beni umursamayan, üstüne üstlük azarlayıp utandıran 'önemli kişi'den intikam almak ve insanlara paltonun çalınmasının ne kadar acı bir dugu olduğunu yaşatmak için."

4- Polis seni azarladıktan sonra neden hakkını aramadın?
"Ne yapacağımı bilemedim. Polis senin yanında değilse, hakkını nasıl arardın ki? Telaşa kapıldım... Panik insanlara ne aptallıklar yaptırır... Bilemedim işte, keşke daha akıllıca davransaydım."

5- Yazı kopyalamayı neden seviyorsun?
"Yazı kopyalamak sade, basit, eğlenceli bir iş benim için. Keşke bıraksalar da özene bezene tüm gün yazı kopyalayabilsem. Gerçi, artık endişelenmem gereken bir şey kalmadı, değil mi? Ne de olsa artık yaşamıyorum."

Not: Soruların cevapları, ben ve bu videodaki arkadaşım, Destina Ongun tarafından yazılmıştır. Sorular, kitaptaki "Palto" hikayesine yöneliktir.

Sadece Bir Kitap Mı?

Gogol'un 1842 yılında yazdığı 'Bir Delinin Hatıra Defteri', çeşitli tiyatro toplulukları tarafından birçok kez sergilenmiş, tek perdelik, tek kişilik bir oyundur.
Palto, Burun ve Bir Delinin Hatıra Defteri isimli üç hikayeden oluşan eser, tiyatro oyunu haline getirildiğinde tek bölümde toplanmıştır ve yaklaşık olarak, 1 saat 30 dakika sürmektedir. Genco Erkal tarafından sahnelenmiş hali, TRT ekranlarında da gösterilmiştir.




Kaynakça:

http://www.tumblr.com/tagged/varl%C4%B1k-yay%C4%B1nlar%C4%B1
http://tr.wikipedia.org/wiki/Bir_Delinin_Hat%C4%B1ra_Defteri_(oyun)
http://www.goodreads.com/book/show/6855566-bir-delinin-hat-ra-defteri
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=107759&sa=0

15 Aralık 2012 Cumartesi

Fareler ve İnsanlar


Yazarı: John STEINBECK

Çevirmeni: Ayşegül Çetin TEKÇE
Sayfa Sayısı: 110
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Goodreads Puanı: 3.74

İnsanlar Ne Düşünüyor?

"Çok güzel, iyi yazılmış ama çok üzücü."
-Jennifer, Goodreads

"Derin ve trajik bir hikaye."
-Valenfore Alestreneon, Goodreads

"Bir solukta okunan, klasik olmuş bir kitap. Kitabın etksi sadece okurken sürmüyor, bittikten sonra da devam ediyor."
-Teyteytey, Kitapyurdu

"Arkadaşlık ve dostluk üzerine yazılmış güzel bir roman. Arkadaşınız için her şeyi yapmayı göze alabilir misiniz?"
-Ali Tamer, Kitapyurdu

"Saf istekler ve o saflığın getirdiği trajik son. Lennie ve George'un arkadaşlığı ve hayalleri okunmaya değer. Tavsiye ederim." 
-Superntrl, Kitapyurdu

"Okudum, çok etkilendim; filmini izledim, gözlerim doldu. Steinbeck bunu hep yapıyor. Etkileyici sonu aslında hiç beklenmedik bir son gibi geldi bana. Okuyanların etkisinden bir süre kurtulamayacağı harika bir eser."
-K@rtin, Kitapyurdu

"Bu incecik kitabın beni bu kadar etkileyebileceğini düşünmezdim. Tek oturuşta bitiyor ama etkisini uzun süre üszerimden atamadım. Son bölümü, o anın gelmemesi için olabildiğince yavaş okudum. Bittiğinde ise gözyaşlarımı tutamadım."
-Nefertiti7, Kitapyurdu

Sadece Bir Kitap Mı?

Fareler ve İnsanlar, ilk basıldığı tarihten itibaren sayısız kez tiyatroya ve sinemaya uyarlanmıştır. Sinemada ilk defa, 1939 yılında görülmüştür. 

Ekstradan...

Fareler ve İnsanlar, 1962 yılında Nobel Ödülü almıştır.
Ayrıca, Fareler ve İnsanlar, ilk basıldığı tarihten bugüne kadar, birçok kez Türkçe'ye aktarılmıştır. İlk çevirinin adı, "Fareler ve İnsanlara Dair"dir.

O Ne Dedi?

"Ben kendim de bayağı uzun bir süre göçmen işçiydim. Öykünün geçtiği yerlerde çalıştım. Karakterler bir yere kadar, çeşitli insanların karışımıyla ortaya çıktı. Lennie ise gerçek biriydi. Şu anda Kaliforniya'daki bir akıl hastanesinde. Onunla haftalar boyunca yan yana çalıştım. Gerçek Lennie bir kızı değil, bir ustabaşını öldürdü. Kızgındı, çünkü patron arkadaşını işten çıkarmıştı, Lennie de dirgeni karnına saplayıverdi. Bunu arka arkaya defalarca yapışını izlediğimi anlatmaktan nefret ediyorum. Onu, çok geç olmadan durdurmayı başaramadık."
— John Steinbeck, The New York Times röportajı, 1937

Bakış Açısı Değişimi

Bölüm – 6 (Lennie)

Yeşil çalıların arasından, sessiz olmaya özen göstererek çıktım. Gölcüğün üstünde duran bir balıkçıl kanat çırptı, sudan havaya yükseldi ve nehrin aşağı taraflarına doğru uçarak gözden kayboldu. Onu izledim.
Boğazımı yakan ani bir susuzluktan dolayı, sessizce gölcüğe yaklaştım ve eğilerek gölün yüzeyinden serin göl suyunu içtim. Yaprakların hışırdamasına benzer bir ses geldi. Su içmeyi kestim ve sesin kaynağına bakındım, neydi bu sesin sorumlusu? Peşimden mi geliyorlardı yoksa? Kuşu gördüğümde rahatladım ve tekrardan eğilerek su içtim.
Susuzluğum geçince gölcüğe yan dönerek yere oturdum, patikanın ucu buradan çok iyi görünüyordu. Kendimi olabildiğince küçültmek istercesine dizlerimi kendime çekerek kollarımı onların çevresine doladım. Çenemi dizlerime yaslayarak patikayı izlemeye başladım.
Hava kararıyordu.
Birden panik duygusuyla sarsıldım. “Bak, unutmadım işte. Çalılıkların arasında saklan ve George’u bekle.” Şapkamı gözlerimin üstüne indirdim. Derin bir iç çektim. “George beni fena yapacak.” Başımı, aklıma bir fikir gelmişcesine dağlara çevirdim. “Gidip oralarda bir mağara ararım,” dedim. “... bir daha ketçapı zor bulurum... ama dert değil. George beni istemeyecek olursa... çeker giderim. Giderim.” Kendimi ikna etmeye çalışıyordum, George’un beni istememe ihtimali beni gerçekten üzüyordu. Kötü bir niyetim yoktu ki!
Birden karşıma ufak tefek, tombul bir kadın çıktı. Kadının kalın camlı gözlükleri ve çizgili, kocaman cepli, büyük bir önlüğü vardı. Tertemizdi. Tam önümde durdu, kızarcasına ellerini beline koydu ve kaşlarını çatarak bana bakmaya başladı. Clara Teyze? Onun burada ne işi vardı? O da mı bana kızgındı yoksa?
“Sana kaç kere söyledim,” dedi, “Hem de kaç kere... Sana ‘George’un sözünden çıkma, o iyi biri, sana da iyi davranıyor’ demedim mi Ama hiç dinlemiyorsun ki. Hep kötü şeyler yapıyorsun.”
“Elimden geleni yaptım Clara Teyze. Çok uğraştım. Didindim. Ama olmadı.”
“Sen George’a hiç kulak asmadın,” diyerek kızdı bana. “O hep senin iyiliğin için uğraştı. Bir parça böreği olsa, yarısını hatta yarısından daha fazlasını sana verdi. Hele üstünde ketçap varsa, hepsi olduğu gibi senindi.”
“Biliyorum,” dedim, bana bunları neden söylüyordu? “Uğraştım Clara Teyze, teyzeciğim. Çok ama çok uğraştım.” Neden bana inanmıyordu?
Clara Teyze sözümü bitirmeme izin vermedi, suçlamalarına devam etti. “Sen olmasan pekala keyfine bakabilirdi. Parasını cebine koyup soluğu bir genelevde alırdı. Ya da bir bilardo salonuna gidip oyun oynardı. Ama o her zaman seni kollayıp durdu.”
Sözleri kalbimi cidden acıtmıştı. “Biliyorum Clara Teyze, teyzeciğim. Ben de dağlara giderim. Orada bir mağara bulur, bundan böyle orada yaşarım. Böylece George’a daha fazla yük olmam,” dedim. Bunu yapardım, evet evet, George’a daha fazla yük olmamalıydım.
“Laf,” dedi Clara Teyze sertçe, “Durmadan bunu söyleyip duruyorsun ama yapamayacağını bal gibi biliyorsun. Kalıp George’un başına dert olmaya devam edeceksin.”
Haklıydı. “Gitsem daha iyi,” dedim, “George artık tavşanlara bakmama izin vermez.”
Clara Teyze, bunu söylememle birlikte yok oldu. Onun yerini devasa bir tavşan aldı. Bana kulaklarını sallıyor, burnunu oynatıp duruyordu. “Tavşanlara bakacaksın ha?” dedi beni aşağılayarak. “Seni gidi kaçık herif. Sen tavşanı sevmeyi bile beceremezsin. Onları beslemeyi unutur, açlıktan öldürürsün. Yapacağın bu.” Suçlarcasına, “George ne düşünür o zaman?” diye sordu.
Tavşanlarım olsun, onlara asla zarar vermezdim! “Unutmam!” dedim dev tavşana, yüksek sesle.
Tavşan beni dinlemeyerek, “Unutursun işte,” dedi. “Sen beş para etmezsin. Tanrı biliyor ya, George kelleni kurtarmak için çok çabaladı ama faydası olmadı. Tavşanları sana teslim edeceğini düşünüyorsan fena halde yanılıyorsun. Bunu yapmaz artık. Yapacağı tek şey, sana sıkı bir sopa çekmek.”
“Hiç de değil!” dedim, “George asla öyle bir şey yapmaz. Ben George’u kaç yıldır tanırım, sayısını unuttum şimdi, bana sopaya vurduğu hiç olmamıştır. Bana hep iyi davranır. Kötülük yapmaz.” Tavşan George’u tanımıyordu. Yapmazdı o öyle şeyler. O iyi biriydi.
“Ama senden bıktı usandı,” dedi tavşan, “Önce sana temiz bir kötek çekecek, sonra da seni terk edip gidecek.”
“Hayır, yapmaz!” diye bağırdım. George asla beni bırakıp gitmezdi! “Asla böyle bir şey yapmaz. George’u tanıyorum ben. Biz yol arkadaşıyız.”
Tavşan beni dinlemiyor, alçak sesle aynı şeyleri tekrarlayıp duruyordu. “Seni terk edecek, zavallı kaçık şey. Seni yapayalnız bırakacak. Terk edip gidecek seni, zavallı kaçık.”
Onu duymak istemiyordum, susmalıydı, susturmalıydım. Ellerimi, sesini engellemek istercesine kulaklarıma kapadım. George yapmazdı, onu tanıyordum, yapmazdı! “Yapmaz. Sana söylüyorum, yapmaz.” Bağırıyordum. “Ah! George... George... George!”
George sesimi duymuşcasına çalıların arasından çıktı. Tavşan, hızlıca yok olarak zihnimin derinliklerinde kayboldu.  “Ne diye haykırıp duruyorsun?” diye sordu bana alçak sesle.
Dizlerimin üstünde doğruldum. Ona gitmek istiyordum. “Beni hiç bırakmayacaksın, değil mi George?” diye sordum, “Bırakmayacağını biliyorum.”
George yaklaşıp yanıma oturdu. Yüreğime su serpen o kelimeyi söylerken yüzü ifadesizdi. “Hayır.”
“Ben demedim mi?” diye bağırdım tavşanın ve Clara Teyze’nin arkasından, sonra George’a, “Sen öyle biri değilsin,” dedim.
George cevap vermedi, yüzü hala ifadesizdi.
“George?” diye yokladım onu.
“Evet?”
Utanç dolu bir şekilde, “Ben kötü bir şey daha yaptım,” diye itiraf ettim.
George, kuru bir sesle, “Fark etmez,” dedikten sonra tekrar sessizleşti. Neden bu kadar durgundu?
Artık hava, sadece tepelerin en yüksek noktalarında güneşi görebileceğimiz bir şekilde kararmıştı. Uzaktan birbirlerine seslenen insanların  gürültüsü geldi. George başını çevirerek sesleri dinledi.
“George,” dedim tekrardan.
“Ne var?” dedi bana bakmadan.
“Beni cezalandırmayacak mısın?” diye sordum, merakla.
“Cezalandırmak mı?” diye sordu, sanki o kelimeyi ilk defa duymuş gibi.
“Evet, daha önce yaptığın gibi. Hani hep dersin ya, ‘Başımda sen olmasaydın, elli papeli cebime koyup...’” diye hatırlattım ona. Hep öyle derdi.
“Öf Lennie!” diye isyan etti George. “Olup bitenleri hiç hatırlamıyorsun ama ağzımdan çıkan her sözü aklında tutuyorsun.”
“Eee, o lafları etmeyecek misin?” diye sordum.
George silkindi. İfadesiz yüzüyle uyumlu, ruhsuz bir sesle, “Tek başıma olsaydım, ne rahat yaşardım,” diye başladı. Sesi tek düze ve vurgusuzdu. “Bir iş bulup çalışır, beladan uzak dururdum.”
“Devam et,” dedim. “Ayın sonu gelince de...”
“Ayın sonu gelince de elli papeli cebime koyar, dosdoğru bir geneleve gidip...”
Tekrardan durdu.
Ona baktım. Devam edecekti, değil mi? “Devam et George,” dedim. “Yoksa beni daha fazla cezalandırmayacak mısın?”
“Hayır,” dedi George.
Bir an, Clara Teyze’nin dedikleri aklıma geldi. “Bak, istersen çeker giderim. Beni istemiyorsan şu tepelere çıkar, kendime bir mağara bulurum,” dedim.
George yeniden silkindi. Söylediklerim dikkatini pek çekmemişti sanırım. “Hayır,” dedi. “Burada benimle kalmanı istiyorum.”
Beni bırakmak istemiyordu. “Hep anlattığın gibi anlat gene,” dedim. Bizi anlat...
“Neyi anlatayım?” diye sordu George.
“Bizi ve ötekileri...” dedim heyecanla.
“Bizim gibilerin ailesi yoktur,” diye başladı George. “Biraz para kazandılar mı, son kuruşuna kadar yerler. Yaşayıp yaşamadıkları kimsenin umrunda değildir.”
“Ama biz öyle değiliz,” diye haykırdım, neşelenerek. “Şimdi bizi anlat.”
George, bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Biz öyle değiliz,” dedi.
“Çünkü...” diye konuşmaya itekledim onu.
“Çünkü benim için sen varsın ve...”
“Benim için de sen,” diye tamamladım onu. “Biz hep beraberiz. Birbirimizi kollarız,” diye bağırdım zaferle.
Rüzgar hafif bir esinti halinde geçti. Yapraklar hışırdadı, esintinin yarattığı dalgalar gölcüğün yukarısına doğru hareketlendi. Yeniden insan sesleri duyuldu. Sesler bu sefer daha yakından geliyordu.
George, şapkasını çıkarttı ve titreyerek, “Şapkanı çıkar Lennie,” dedi. “Hava çok güzel.”
Hava çok güzeldi. Şapkamı çıkartarak yere, önüme koydum.
Vadiyi saran gölge, daha da mavileşmişti. Hızla akşam oluyordu. Çalılıkların arasından çıtırtılar.
“Sonra nasıl yaşayacağız, anlat hadi,” dedim seslere kulak vermeyerek.
George, benim umursamadığım sesleri dinlemekle meşguldü. Sonra ciddiyetle, “Nehrin karşı tarafında bak Lennie,” dedi. “Ben anlatırken dikkatli bakarsan, belki görebilirsin.”
Başımı nehrin karşı tarafına, dağların kararmakta olan yamaçlarına doğru çevirdim. “Küçük bir yer alacağız,” diye başladı George. Birden elini sırtımda hissettim.
Nehrin oralardan bir erkek sesi duyuldu, biri de ona cevap verdi.
“Devam et,” dedim, karşıya odaklanmış, hayalimizi görmeyi bekliyordum. Kesin çok güzeldi! Ben ve George olacaktık, zaten güzel olmalıydı.
“Devam et,” dedim tekrardan. “Nasıl yaşayacağımızı anlat. Küçük bir yer alacağız...”
“Bir ineğimiz olacak,” dedi George, “Belki bir domuzumuz, tavuklarımız olacak... ve düzlüğün yakınında... bir yonca tarlası...”
Yonca tarlası? “Tavşanlar için!” diye bağırdım.
“Tavşanlar için,” diye onayladı beni George.
“Tavşanlara ben bakacağım,” dedim istekle.
“Tavşanlara sen bakacaksın,” dedi George.
Mutlulukla kıkırdadım, George tavşanlara bakmama izin vermişti. “Ve hayatın kaymağını yiyeceğiz.”
“Evet.”
Başımı George’a doğru çevirdim.
“Hayır Lennie. Oraya, nehrin karşı tarafına bak. Anlattığım yeri görürsün belki de.”
Başımı hevesle tekrardan nehre çevirdim ve karşıya odaklandım. Anlattığı yeri görmeyi o kadar istiyordum ki.
Çalılardan, dalların kırılmasının sesi ve adım sesleri geliyordu. George terkrar susumuştu.
“Devam et George, ne zaman olacak bu iş?”
“Çok yakında.”
“Ben ve sen.”
“Sen... ve ben. Herkes sana iyi davranacak. Hiçbir derdin olmayacak. Kimse kimsenin canını yakmayacak, kimse kimsenin bir şeyini çalmayacak.”
“Bana çok kızdığını sanmıştım George,” dedim.
“Hayır,” dedi George, sesi yorgun gibiydi. “Hayır Lennie. Kızmadım. Daha önce de kızmamıştım. Şimdi de kızgın değilim. Bunu bilmeni istiyorum.”
Sesler çok yakından gelmeye başladı. George bir an duraksadı.
“Hemen yapalım şu işi,” diye yalvardım. “Hemen gidip alalım şu yeri.” Artık beklemek istemiyordum.
“Tamam, hemen olsun,” dedi George. “Zaten öyle yapmalıyım, öyle yapmalıyız.”
Gözlerimi, yakında hayallerimize kavuşacak olmanın mutluluğuyla yumdum ve çok yüksek bir ses duyuldu. Keskin bir acı hissettim ve bir anda her şey karardı...


Kaynakça:
http://urun.gittigidiyor.com/kitap-dergiler/fareler-ve-insanlar-john-steinbeck-48448616#product-information
http://tr.wikipedia.org/wiki/Fareler_ve_%C4%B0nsanlar
http://www.atlaspazarlama.com/Fareler-ve-insanlar_76120.html#0
http://www.goodreads.com/book/show/890.Of_Mice_and_Men
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=70427&sa=126980204