Yazarı: John STEINBECK
Çevirmeni: Ayşegül Çetin TEKÇE
Sayfa Sayısı: 110
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Goodreads Puanı: 3.74
İnsanlar Ne Düşünüyor?
"Çok güzel, iyi yazılmış ama çok üzücü."
-Jennifer, Goodreads
"Derin ve trajik bir hikaye."
-Valenfore Alestreneon, Goodreads
"Bir solukta okunan, klasik olmuş bir kitap. Kitabın etksi sadece okurken sürmüyor, bittikten sonra da devam ediyor."
-Teyteytey, Kitapyurdu
"Arkadaşlık ve dostluk üzerine yazılmış güzel bir roman. Arkadaşınız için her şeyi yapmayı göze alabilir misiniz?"
-Ali Tamer, Kitapyurdu
"Saf istekler ve o saflığın getirdiği trajik son. Lennie ve George'un arkadaşlığı ve hayalleri okunmaya değer. Tavsiye ederim."
-Superntrl, Kitapyurdu
"Okudum, çok etkilendim; filmini izledim, gözlerim doldu. Steinbeck bunu hep yapıyor. Etkileyici sonu aslında hiç beklenmedik bir son gibi geldi bana. Okuyanların etkisinden bir süre kurtulamayacağı harika bir eser."
-K@rtin, Kitapyurdu
"Bu incecik kitabın beni bu kadar etkileyebileceğini düşünmezdim. Tek oturuşta bitiyor ama etkisini uzun süre üszerimden atamadım. Son bölümü, o anın gelmemesi için olabildiğince yavaş okudum. Bittiğinde ise gözyaşlarımı tutamadım."
-Nefertiti7, Kitapyurdu
Sadece Bir Kitap Mı?
Fareler ve İnsanlar, ilk basıldığı tarihten itibaren sayısız kez tiyatroya ve sinemaya uyarlanmıştır. Sinemada ilk defa, 1939 yılında görülmüştür.
Ekstradan...
Fareler ve İnsanlar, 1962 yılında Nobel Ödülü almıştır.
Ayrıca, Fareler ve İnsanlar, ilk basıldığı tarihten bugüne kadar, birçok kez Türkçe'ye aktarılmıştır. İlk çevirinin adı, "Fareler ve İnsanlara Dair"dir.
O Ne Dedi?
"Ben kendim de bayağı uzun bir süre göçmen işçiydim. Öykünün geçtiği yerlerde çalıştım. Karakterler bir yere kadar, çeşitli insanların karışımıyla ortaya çıktı. Lennie ise gerçek biriydi. Şu anda Kaliforniya'daki bir akıl hastanesinde. Onunla haftalar boyunca yan yana çalıştım. Gerçek Lennie bir kızı değil, bir ustabaşını öldürdü. Kızgındı, çünkü patron arkadaşını işten çıkarmıştı, Lennie de dirgeni karnına saplayıverdi. Bunu arka arkaya defalarca yapışını izlediğimi anlatmaktan nefret ediyorum. Onu, çok geç olmadan durdurmayı başaramadık."
— John Steinbeck, The New York Times röportajı, 1937
Bakış Açısı Değişimi
Bölüm – 6 (Lennie)
Yeşil çalıların arasından, sessiz olmaya özen göstererek
çıktım. Gölcüğün üstünde duran bir balıkçıl kanat çırptı, sudan havaya yükseldi
ve nehrin aşağı taraflarına doğru uçarak gözden kayboldu. Onu izledim.
Boğazımı yakan ani bir susuzluktan dolayı, sessizce gölcüğe
yaklaştım ve eğilerek gölün yüzeyinden serin göl suyunu içtim. Yaprakların
hışırdamasına benzer bir ses geldi. Su içmeyi kestim ve sesin kaynağına
bakındım, neydi bu sesin sorumlusu? Peşimden mi geliyorlardı yoksa? Kuşu gördüğümde
rahatladım ve tekrardan eğilerek su içtim.
Susuzluğum geçince gölcüğe yan dönerek yere oturdum,
patikanın ucu buradan çok iyi görünüyordu. Kendimi olabildiğince küçültmek
istercesine dizlerimi kendime çekerek kollarımı onların çevresine doladım. Çenemi
dizlerime yaslayarak patikayı izlemeye başladım.
Hava kararıyordu.
Birden panik duygusuyla sarsıldım. “Bak, unutmadım işte.
Çalılıkların arasında saklan ve George’u bekle.” Şapkamı gözlerimin üstüne
indirdim. Derin bir iç çektim. “George beni fena yapacak.” Başımı, aklıma bir
fikir gelmişcesine dağlara çevirdim. “Gidip oralarda bir mağara ararım,” dedim.
“... bir daha ketçapı zor bulurum... ama dert değil. George beni istemeyecek
olursa... çeker giderim. Giderim.” Kendimi ikna etmeye çalışıyordum, George’un
beni istememe ihtimali beni gerçekten üzüyordu. Kötü bir niyetim yoktu ki!
Birden karşıma ufak tefek, tombul bir kadın çıktı. Kadının
kalın camlı gözlükleri ve çizgili, kocaman cepli, büyük bir önlüğü vardı.
Tertemizdi. Tam önümde durdu, kızarcasına ellerini beline koydu ve kaşlarını
çatarak bana bakmaya başladı. Clara Teyze? Onun burada ne işi vardı? O da mı
bana kızgındı yoksa?
“Sana kaç kere söyledim,” dedi, “Hem de kaç kere... Sana
‘George’un sözünden çıkma, o iyi biri, sana da iyi davranıyor’ demedim mi Ama
hiç dinlemiyorsun ki. Hep kötü şeyler yapıyorsun.”
“Elimden geleni yaptım Clara Teyze. Çok uğraştım. Didindim.
Ama olmadı.”
“Sen George’a hiç kulak asmadın,” diyerek kızdı bana. “O hep
senin iyiliğin için uğraştı. Bir parça böreği olsa, yarısını hatta yarısından
daha fazlasını sana verdi. Hele üstünde ketçap varsa, hepsi olduğu gibi
senindi.”
“Biliyorum,” dedim, bana bunları neden söylüyordu? “Uğraştım
Clara Teyze, teyzeciğim. Çok ama çok uğraştım.” Neden bana inanmıyordu?
Clara Teyze sözümü bitirmeme izin vermedi, suçlamalarına
devam etti. “Sen olmasan pekala keyfine bakabilirdi. Parasını cebine koyup
soluğu bir genelevde alırdı. Ya da bir bilardo salonuna gidip oyun oynardı. Ama
o her zaman seni kollayıp durdu.”
Sözleri kalbimi cidden acıtmıştı. “Biliyorum Clara Teyze,
teyzeciğim. Ben de dağlara giderim. Orada bir mağara bulur, bundan böyle orada
yaşarım. Böylece George’a daha fazla yük olmam,” dedim. Bunu yapardım, evet
evet, George’a daha fazla yük olmamalıydım.
“Laf,” dedi Clara Teyze sertçe, “Durmadan bunu söyleyip
duruyorsun ama yapamayacağını bal gibi biliyorsun. Kalıp George’un başına dert
olmaya devam edeceksin.”
Haklıydı. “Gitsem daha iyi,” dedim, “George artık tavşanlara
bakmama izin vermez.”
Clara Teyze, bunu söylememle birlikte yok oldu. Onun yerini
devasa bir tavşan aldı. Bana kulaklarını sallıyor, burnunu oynatıp duruyordu.
“Tavşanlara bakacaksın ha?” dedi beni aşağılayarak. “Seni gidi kaçık herif. Sen
tavşanı sevmeyi bile beceremezsin. Onları beslemeyi unutur, açlıktan öldürürsün.
Yapacağın bu.” Suçlarcasına, “George ne düşünür o zaman?” diye sordu.
Tavşanlarım olsun, onlara asla zarar vermezdim! “Unutmam!”
dedim dev tavşana, yüksek sesle.
Tavşan beni dinlemeyerek, “Unutursun işte,” dedi. “Sen beş
para etmezsin. Tanrı biliyor ya, George kelleni kurtarmak için çok çabaladı ama
faydası olmadı. Tavşanları sana teslim edeceğini düşünüyorsan fena halde
yanılıyorsun. Bunu yapmaz artık. Yapacağı tek şey, sana sıkı bir sopa çekmek.”
“Hiç de değil!” dedim, “George asla öyle bir şey yapmaz. Ben
George’u kaç yıldır tanırım, sayısını unuttum şimdi, bana sopaya vurduğu hiç
olmamıştır. Bana hep iyi davranır. Kötülük yapmaz.” Tavşan George’u
tanımıyordu. Yapmazdı o öyle şeyler. O iyi biriydi.
“Ama senden bıktı usandı,” dedi tavşan, “Önce sana temiz bir
kötek çekecek, sonra da seni terk edip gidecek.”
“Hayır, yapmaz!” diye bağırdım. George asla beni bırakıp
gitmezdi! “Asla böyle bir şey yapmaz. George’u tanıyorum ben. Biz yol
arkadaşıyız.”
Tavşan beni dinlemiyor, alçak sesle aynı şeyleri tekrarlayıp
duruyordu. “Seni terk edecek, zavallı kaçık şey. Seni yapayalnız bırakacak.
Terk edip gidecek seni, zavallı kaçık.”
Onu duymak istemiyordum, susmalıydı, susturmalıydım.
Ellerimi, sesini engellemek istercesine kulaklarıma kapadım. George yapmazdı,
onu tanıyordum, yapmazdı! “Yapmaz. Sana söylüyorum, yapmaz.” Bağırıyordum. “Ah!
George... George... George!”
George sesimi duymuşcasına çalıların arasından çıktı.
Tavşan, hızlıca yok olarak zihnimin derinliklerinde kayboldu. “Ne diye haykırıp duruyorsun?” diye sordu bana
alçak sesle.
Dizlerimin üstünde doğruldum. Ona gitmek istiyordum. “Beni
hiç bırakmayacaksın, değil mi George?” diye sordum, “Bırakmayacağını
biliyorum.”
George yaklaşıp yanıma oturdu. Yüreğime su serpen o kelimeyi
söylerken yüzü ifadesizdi. “Hayır.”
“Ben demedim mi?” diye bağırdım tavşanın ve Clara Teyze’nin
arkasından, sonra George’a, “Sen öyle biri değilsin,” dedim.
George cevap vermedi, yüzü hala ifadesizdi.
“George?” diye yokladım onu.
“Evet?”
Utanç dolu bir şekilde, “Ben kötü bir şey daha yaptım,” diye
itiraf ettim.
George, kuru bir sesle, “Fark etmez,” dedikten sonra tekrar
sessizleşti. Neden bu kadar durgundu?
Artık hava, sadece tepelerin en yüksek noktalarında güneşi
görebileceğimiz bir şekilde kararmıştı. Uzaktan birbirlerine seslenen insanların gürültüsü geldi. George başını çevirerek
sesleri dinledi.
“George,” dedim tekrardan.
“Ne var?” dedi bana bakmadan.
“Beni cezalandırmayacak mısın?” diye sordum, merakla.
“Cezalandırmak mı?” diye sordu, sanki o kelimeyi ilk defa
duymuş gibi.
“Evet, daha önce yaptığın gibi. Hani hep dersin ya, ‘Başımda
sen olmasaydın, elli papeli cebime koyup...’” diye hatırlattım ona. Hep öyle
derdi.
“Öf Lennie!” diye isyan etti George. “Olup bitenleri hiç
hatırlamıyorsun ama ağzımdan çıkan her sözü aklında tutuyorsun.”
“Eee, o lafları etmeyecek misin?” diye sordum.
George silkindi. İfadesiz yüzüyle uyumlu, ruhsuz bir sesle,
“Tek başıma olsaydım, ne rahat yaşardım,” diye başladı. Sesi tek düze ve
vurgusuzdu. “Bir iş bulup çalışır, beladan uzak dururdum.”
“Devam et,” dedim. “Ayın sonu gelince de...”
“Ayın sonu gelince de elli papeli cebime koyar, dosdoğru bir
geneleve gidip...”
Tekrardan durdu.
Ona baktım. Devam edecekti, değil mi? “Devam et George,”
dedim. “Yoksa beni daha fazla cezalandırmayacak mısın?”
“Hayır,” dedi George.
Bir an, Clara Teyze’nin dedikleri aklıma geldi. “Bak,
istersen çeker giderim. Beni istemiyorsan şu tepelere çıkar, kendime bir mağara
bulurum,” dedim.
George yeniden silkindi. Söylediklerim dikkatini pek
çekmemişti sanırım. “Hayır,” dedi. “Burada benimle kalmanı istiyorum.”
Beni bırakmak istemiyordu. “Hep anlattığın gibi anlat gene,”
dedim. Bizi anlat...
“Neyi anlatayım?” diye sordu George.
“Bizi ve ötekileri...” dedim heyecanla.
“Bizim gibilerin ailesi yoktur,” diye başladı George. “Biraz
para kazandılar mı, son kuruşuna kadar yerler. Yaşayıp yaşamadıkları kimsenin
umrunda değildir.”
“Ama biz öyle değiliz,” diye haykırdım, neşelenerek. “Şimdi
bizi anlat.”
George, bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Biz öyle değiliz,”
dedi.
“Çünkü...” diye konuşmaya itekledim onu.
“Çünkü benim için sen varsın ve...”
“Benim için de sen,” diye tamamladım onu. “Biz hep
beraberiz. Birbirimizi kollarız,” diye bağırdım zaferle.
Rüzgar hafif bir esinti halinde geçti. Yapraklar hışırdadı,
esintinin yarattığı dalgalar gölcüğün yukarısına doğru hareketlendi. Yeniden
insan sesleri duyuldu. Sesler bu sefer daha yakından geliyordu.
George, şapkasını çıkarttı ve titreyerek, “Şapkanı çıkar
Lennie,” dedi. “Hava çok güzel.”
Hava çok güzeldi. Şapkamı çıkartarak yere, önüme koydum.
Vadiyi saran gölge, daha da mavileşmişti. Hızla akşam
oluyordu. Çalılıkların arasından çıtırtılar.
“Sonra nasıl yaşayacağız, anlat hadi,” dedim seslere kulak
vermeyerek.
George, benim umursamadığım sesleri dinlemekle meşguldü.
Sonra ciddiyetle, “Nehrin karşı tarafında bak Lennie,” dedi. “Ben anlatırken
dikkatli bakarsan, belki görebilirsin.”
Başımı nehrin karşı tarafına, dağların kararmakta olan
yamaçlarına doğru çevirdim. “Küçük bir yer alacağız,” diye başladı George. Birden
elini sırtımda hissettim.
Nehrin oralardan bir erkek sesi duyuldu, biri de ona cevap
verdi.
“Devam et,” dedim, karşıya odaklanmış, hayalimizi görmeyi
bekliyordum. Kesin çok güzeldi! Ben ve George olacaktık, zaten güzel olmalıydı.
“Devam et,” dedim tekrardan. “Nasıl yaşayacağımızı anlat.
Küçük bir yer alacağız...”
“Bir ineğimiz olacak,” dedi George, “Belki bir domuzumuz,
tavuklarımız olacak... ve düzlüğün yakınında... bir yonca tarlası...”
Yonca tarlası? “Tavşanlar için!” diye bağırdım.
“Tavşanlar için,” diye onayladı beni George.
“Tavşanlara ben bakacağım,” dedim istekle.
“Tavşanlara sen bakacaksın,” dedi George.
Mutlulukla kıkırdadım, George tavşanlara bakmama izin
vermişti. “Ve hayatın kaymağını yiyeceğiz.”
“Evet.”
Başımı George’a doğru çevirdim.
“Hayır Lennie. Oraya, nehrin karşı tarafına bak. Anlattığım
yeri görürsün belki de.”
Başımı hevesle tekrardan nehre çevirdim ve karşıya
odaklandım. Anlattığı yeri görmeyi o kadar istiyordum ki.
Çalılardan, dalların kırılmasının sesi ve adım sesleri
geliyordu. George terkrar susumuştu.
“Devam et George, ne zaman olacak bu iş?”
“Çok yakında.”
“Ben ve sen.”
“Sen... ve ben. Herkes sana iyi davranacak. Hiçbir derdin
olmayacak. Kimse kimsenin canını yakmayacak, kimse kimsenin bir şeyini
çalmayacak.”
“Bana çok kızdığını sanmıştım George,” dedim.
“Hayır,” dedi George, sesi yorgun gibiydi. “Hayır Lennie.
Kızmadım. Daha önce de kızmamıştım. Şimdi de kızgın değilim. Bunu bilmeni
istiyorum.”
Sesler çok yakından gelmeye başladı. George bir an
duraksadı.
“Hemen yapalım şu işi,” diye yalvardım. “Hemen gidip alalım
şu yeri.” Artık beklemek istemiyordum.
“Tamam, hemen olsun,” dedi George. “Zaten öyle yapmalıyım,
öyle yapmalıyız.”
Gözlerimi, yakında hayallerimize kavuşacak olmanın
mutluluğuyla yumdum ve çok yüksek bir ses duyuldu. Keskin bir acı hissettim ve
bir anda her şey karardı...
Kaynakça:
http://urun.gittigidiyor.com/kitap-dergiler/fareler-ve-insanlar-john-steinbeck-48448616#product-information
http://tr.wikipedia.org/wiki/Fareler_ve_%C4%B0nsanlar
http://www.atlaspazarlama.com/Fareler-ve-insanlar_76120.html#0
http://www.goodreads.com/book/show/890.Of_Mice_and_Men
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=70427&sa=126980204


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder