Sayfalar

20 Ocak 2013 Pazar

Morgue Sokağı Cinayeti


Yazarı: Edgar Allan Poe
Çevirmeni: Memet Fuat
Sayfa Sayısı: 142
Yayınevi: ADAM Yayınevi
Goodreads Puanı: 4.00


İnsanlar Ne Düşünüyor?

"Sarhoş, yoksul, ezik, dışlanmış Edgar Allan Poe, dingin ve erdemli bir Goethe'den ya da Walter Scott'tan çok daha fazla hoşuma gidiyor. O ve onun gibi özel yapıdaki adamlar için şöyle diyeceğim: 'Bizler adıma acı çektiler.'"
-Charles Baudelaire

"Garip, dengesiz ve saplantılarla dolu yapısının kendini cinayete ya da deliliğe sürüklemesini önlemek için, Poe'nun elinin altında bir başka zehir vardı. Herkesin aynı rahatlıkla kullanamayacağı bir zehir: Güzel ve özenli yazısıyla, arada bir derin üzüntüsünden sıyrılmasını sağlayan, ürkünç, kasvetli ama avutucu imgeleri kağıda döktüğü mürekkepten söz ediyorum."
-Marie Bonaparte

"Harika bir öykücü ve harika bir çeviri. Her sayfası sizi esir alıyor. Zekice kurgulanmış öyküler başınızı döndürüyor."
-aak100, Kitapyurdu

Biraz Bilgi

"Morgue Sokağı Cinayeti", kitabın ilk öyküsü olup 1841'de ilk defa Graham's Magazine'de yayımlanmıştır. Aynı zamanda bu öykü, ilk dedektiflik öyküsü sayılmaktadır. Türkiye'de ilk 1937, "Morg Sokağında İki Taraflı Cinayet" adıyla yayımlanmıştır.

Dinleyin!

Eğer İngilizce'niz iyiyse, ve "Morgue Sokağı Cinayeti" hikayesini dinlemek isterseniz, buyrun dinleyin:
1.Kısım:
http://ia700301.us.archive.org/24/items/ruemorgue_rtx_librivox/murdersruemorgue_01_poe_64kb.mp3
2.Kısım:
http://ia700301.us.archive.org/24/items/ruemorgue_rtx_librivox/murdersruemorgue_02_poe_64kb.mp3
3.Kısım:
http://ia700301.us.archive.org/24/items/ruemorgue_rtx_librivox/murdersruemorgue_03_poe_64kb.mp3

Poe'nun Elinden

Poe'nun el yazısıyla, orjinal dilinde, "Morgue Sokağı Cinayeti" hikayesi...


Morgue Sokağı'nda Ne Oldu?


Seneryomuz

(Destina ve Ezgi gazeteye göz atarken gördükleri bir haber dikkatlerini çeker. Dikkatle haberi inceleyen ve gazeteyi önüne çekip okumaya devam eden Destina bir süre sonra arkadaşı Ezgi'nin merakla ona baktığını görüp haberi sesli okumaya başlar.)
Destina: OLAĞAN DIŞI CİNAYETLER. - Bu sabah saat üçe doğru St. Roch Mahallesi halkı, birbiri ardına gelen korkunç çığlıklarla uyanmışlar; bu çığlıklar, Morgue Sokağında, Madame L'Espanaye ile kzı Mademoiselle Camille L'Espanaye'in oturmakta oldukları bir evin dördüncü katından gelmekteymiş. Kapıyı içeridekilere güzellikle açtırmak için boşuna harcanan birkaç dakikadan sonra, aralarında iki de jandarma bulunan sekiz on komşu, bir demir çubukla kilidi kırarak içeri girmişler. Bu sırada çığlıklar kesilmişmiş; ama komşular merdivene saldırdıkları anda, evin yukarılarından doğru, kavga eden, kızgın sesler gelmiş. İkinci katın sahanlığına vardıklarında, bu sesler de kesilmiş, her şey tam bir sessizliğe gömülmüş. Komşular hemen dağılıp bütün odaları aramaya başlamışlar. Dördüncü katın arka tarafındaki odaya girince hepsi büyük bir şaşkınlık ve korkuya kapılarak kalakalmışlar.
(Ezgi gazeteyi Destina'nın elinden alır ve haberin geri kalanına göz gezdirir.)
Ezgi: Genç kız boğularak öldürülüp.. Tanrım! Bacaya sıkıştırmışlar! Ne kadar canice... Yaşlı kadın da dışarıda bulunmuş, hem de başı kesik bir şekilde... Aman tanrım...
(1 gün sonra. Destine içeri girer. Destina ve Ezgi gazete okuyorlar. Ezgi'nin gözü dün okudukları haber ile ilgili yeni bir habere takılır.)
Destina: Günaydın.
Ezgi: Günaydın ve bir baksana... Burada cinayet işlenirken yakınlarda olan insanların açıklamaları var...
(Destina gazeteyi eline alır ve okumaya başlar.)
Destina: Pauline Dubourg, çamaşırcı kadın...
(Destina'nın sesi kısılır ve Esra'yı görürüz. )
Esra: İkisini de yaklaşık üç yıldır tanırdım. Çamaşırlarını yıkıyordum onların. Yaşlı bayanla kızı pek iyi geçinirdi, pek severlerdi birbirlerini. Bana da sağ olsunlar günü gününe para verirlerdi. Gerçi o para nereden gelirdi, bilmem. Madame'ın falcılık yaptığını düşünüyordum. Birikmiş parasının olduğundan bahsederdi bana. Çamaşırları almaya ve bırakmaya geldiğimde evde başka kimseyle karşılaşmadım. Hizmetçileri yoktu, adım gibi eminim.
(Ezgi Destina'nın elinden gazeteyi alır ve okumaya başlar.)
Ezgi: Pierre Moreau. Tütüncü.
(Ege'nin görüntüsü)
Ege: Dört yıldan beri Madame L'Espanaye'e tütün ve enfiye satıyordum. Doğma büyüme bu mahalleliyim. İhtiyar kadınla kızı yaklaşık 6 yıldır öldürüldükleri evde oturuyordu. Daha önce bir kuyumcu otururdu orada. Ev aslında Madame'ın malıdır. Ama o ihtiyar kadın çocuk gibiydi. Kızını en fazla 5 veya 6 defa gördüm. İkisi de içine kapanık bir hayat sürerdi. Eve bir iki kere hamal, sekiz on kere de doktor girdiğini gördüm. Yalnız bu kadar.
(Tekrar Destina'ya döner.)
Destina: Isidore Muset. Jandarma.
(Uğur'un görüntüsü)
Uğur: Sabah 3'te çağırıldım. Kapının önünde içeri girmek için uğraşan belki de 30 kişi vardı. Kapıyı kasatura ile açtım, demir çubukla değil. Zor olmamıştı. Kapı çift kanatlıydı. Üstelik alt ve üst sürgüleri de açıkmış. Çığlıklar kapı zorlanana kadar devam etti ve sonra birden bire kesildi. Çok acı çeken bir insanın çığlıklarına benzeyen yüksek, uzun haykırışlardı bunlar. Merdivenden yukarı koştum. İlk sahanlığa vardığımda kavga eden iki yüksek ses duydum. Biri hırçın, boğukça bir ses, öbürü daha keskindi. Çok tuhaftı. Birincisinin bazı kelimelerini anladım. Bir Fransız'ın sesiydi. Kadın olmadığına eminim. Anlayabildiğim kelimeler şunlar: "sacre, diable." Keskin ses yabancıydı; kadın mı erkek mi anlayamadım. Dili İspanyolca'ya benziyordu.
(Ezgi'yle döner.)
Ezgi: Henry Duval. Komşu.
(Okan'nın görüntüsü)
Okan: Kuyumcuyum. Eve ilk girenlerden biriyim aslında. İçeri girer girmez kapıyı kapattık çünkü dışarıda saatin uygunsuzluğuna karşın kaşla göz arasında toplanmış olan büyük bir kalabalık vardı. Bana göre keskin ses bir İtalyandı  Fransız olmadığına eminim. Erkek veya kadın sesi olup olmadığını ayıramıyorum. İtalyanca bilmediğim için kelimeleri seçemedim. Konuşanın İtalyan olduğunu sesinin ahenginden anladım. Madam ile kızını tanırdım. İkisiyle de sık sık konuşurdum. Keskin ses onlardan biri değildi, eminim.
(Ezgi'ye döner.)
Ezgi: Alfonzo Garcio. Müteahhit.
(Barkın'ın görüntüsü.)
Barkın: Morgue Sokağında oturuyorum. İspanyol'um. Eve girenlerin arasındaydım, fakat yukarı çıkmadım. Çok sinirliydim, fazla heyecanlanıp sinir buhranına kapılmaktan korktum. Kavga eden sesleri duydum. Hırçın ses bir Fransız'dı, erkek sesiydi. Ne söylediğini anlayamadım. Keskin ses bir İngiliz'di, buna eminim. İngilizce bilmiyorum fakat sesin ahenginden anlayabildim.
(Görüntü tekrar Ezgi ve Destina'ya döner)
Destina: Daha bir çok görgü tanığı var... Acaba gerçekte ne oldu?
Ezgi: Kim bilir...
Destina: Sanırım bu olay senin ilgini benimkini çektiği kadar çekti.
Ezgi: Doğru. Çok ilginç bir dava.
Destina: Bunu araştırmak ister miydin?
(Görünü kararır ve video biter.)


Kaynakça:
http://www.eapoe.org
http://www.wikipedia.org
http://www.kitapyurdu.com
http://www.goodreads.com

Kürk Mantolu Madonna


Yazarı: Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna Resmi

Sayfa Sayısı: 160
Yayınevi: YKY
Goodreads Puanı: 4.57

"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en akmak adamı bile insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha mailktir!.... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?"
-Sabahattin Ali

İnsanlar Ne Düşünüyor?

"Kitabı o kadar büyük bir zevk ve hayranlıkla okudum ki anlatamam. Hikaye 150 sayfaya sığdırılmış koskoca bir hayatı anlatan dolu dolu bir eser. Kuyucaklı Yusuf ile nefret ettiğim Sabahattin Ali'ye Kürk Mantolu Madonna ile büyülendim."
-Elif Duman, Goodreads

"Cok hüzünlü ve aynı zamanda gerçekçi bir hikaye. Aşk bu kadar yalın ve güzel bir dille anlatılabilir. Hemen başından itibaren okuru içine alan ve sonuna kadar da bir parçası olarak tutmasını başaran ender kitaplardan biri.
Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı, yaşadıklarını anımsattığı ya da yaşamadıklarını özetleyen bir hikaye. Her birimiz biraz Havranlı Raif Efendi ya da Maria Puder değil miyiz! Ya da yaşadıkları aşka imrenen, keşke ben de böyle bir aşk yaşayabilseydim dedirten bir aşk değil midir Kürk Mantolu Madonna!
S.Ali'nin kişilik tasvirleri ve karakteranalizi biraz Dostoyevski'yi anımsattı bana. Sanki bir an Suç ve Ceza'yı okur gibiydim. Raif Efendi ve Raskolnikov karakterleri arasında bağlantı kurup, ortak noktalarını bulmaya itti beni.
Belki hikayeyi daha da ilginç kılan 'Doğu' toplumlarındaki çoğu aşk hikayesi gibi hüzünle bitiyor olması, insana  'mutlu aşk yoktur' dedirtmesidir.
Sonuçta, yıllar önce neden okumamışım diye hayıflandığım; ama kitabı bitirdiğimde de en güzel oyuncağını kaybettikten sonra bulan bir çocuk kadar sevindiğimi de söyleyebilirim.
Tüm büyük aşıklara ve ve hiç aşkı yaşamayanlara adanacak bir kitap. Tavsiye ederim."
-Baykal Binal, Goodreads

"Ne zaman hayata yenilmiş gibi görünen biriyle karşılaşsam aklıma Raif Efendi gelir, ve yanımdan geçerken o kişinin de çok hüzünlü bir hayat hikayesi olabileceğini düşünürüm. Haklarında hiçbir malumatım olmasa da insanları anlamamı sağlamış çok özel bir Sabahattin Ali eseridir Kürk Mantolu Madonna."
-Baymavi, Goodreads

Bizden Bir Parça


Alıntılar

Sonra, bir şey arıyormuş gibi gözlerini yüzümde gezdirerek:
"Berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi.
"Ne gibi?"
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim... Öyle bir haliniz var ki...."
"Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım... Ama Berlin'de değil... 
Bütün dünyada yalnızım... Küçükten beri..."
"Ben de yalnızım..." dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: "Boğulacak kadar yalnızım..." diye devam etti, "Hasta bir köpek kadar yalnız..." 

"Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş. gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, ben dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim.''

"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum." dedi. "bu eksiklik sana değil, bana ait...bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.... ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın. seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... seni istiyorum...içimde müthiş bir arzu var... bir iyi olsam!" 

"Dünyada bir tek insana inanmıştım. o kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. ona kızgın değildim. ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. ama bir kere kırılmıştım. hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum."

Kaynakça

http://www.goodreads.com
http://sudayanatestebogul.blogspot.com
http://www.fotokritik.com/2871140/kurk-mantolu-madonna

18 Ocak 2013 Cuma

15: "Öyküler, Anılar, Şiirler..."


Yazarları: 
Ahmet BÜKE
Mine SÖĞÜT
Behçet ÇELİK
Murat GÜLSOY
Celil OKER
Murathan MUNGAN
Cemil KAVUKÇU
Müge İPLİKÇİ
Elif ŞAFAK
Necati GÜNGÖR
Enver ERCAN
Necati TOSUNER
Esmahan AKYOL
Nihat ZİYALAN
Faruk DUMAN
Onur CAYMAZ
Gaye BORALIOĞLU
Osman ŞAHİN
Hakan GÜNDAY
Oya BAYDAR
Hatice MERYEM
Özcan KARABULUT
Kadri ÖZTOPÇU
Karin KARAKAŞLI
Leyla Ruhan OKYAY
Mahir ÖZTAŞ
Selim İLERİ
Sema KAYGUSUZ
Semih GÜMÜŞ
Turgay FİŞEKÇİ
Yekta KOPAN

Sayfa Sayısı: 356
Yayınevi: Günışığı Kitaplığı

Tanıtım

Çocuklar, gençler ve yetişkinlerin ortak bir okuma keyfinde buluşmaları için, Türk ve dünya edebiyatından nitelikli kitaplar yayımlayan ve ülkemizde okuma kültürünün gelişmesi için çeşitli projelere imza atan Günışığı Kitaplığı, yapıtlarıyla edebiyatımızı yücelten 31 yazarı, 15 kitabının sayfalarında bu kez de çocuklar ve gençler için konuk etti. Usta kalemler, 15 yaşın simgelediği ilkgençlik yıllarını, kişisel deneyimlerini açık yüreklilikle, içtenlikle ve cesaretle genç okurlarıyla paylaştılar. Kitapta yer alan öykü, anı ve şiirlerin ortak paydası, 15 sayısının neden olduğu çağrışımlar, ilkgençlik halleri ve 15-18 arası yaşların izdüşümleri niteliği taşıması.

İnsanlar Ne Düşünüyor?

"Gaye Boralıoğlu, yalanla tanışan ve annesi ile babası birbirinden kopan kızın hikâyesini öyle duru, içten anlatmış ki bu metni okumayan çok şey kaybeder."
-Burcu Aktaş, Radikal

15 Yaşımdan Beklentiler


15 yaş, bir çocuğun ‘Ben artık büyüdüm,’ dediği yaştır. 14’teyken de büyüksündür; fakat 13’ün tüm etkisini üstünden atamamış olduğundan, tam olarak büyüdüğünü söyleyemezsin. Fakat 15 öyle midir? Hayır! Artık çocukluğun son yılları olan 12 ve 13’ten parçalar kalmamıştır.
15 yaş, 16’ya ve ondan sonraki yaşların getireceklerine iyice yaklaşmaktır. Geleceğe yaklaşmaktır. O yüzden, 15 yaşından beklentiler, gelecekten beklentilerdir. İyi notlar, dostluklar, arkadaşlıklar, daha fazlası... Her şeyi isteyebilirsin 15’ten. 15 bir hayaldir, bir gelecektir, bir bugündür ve bir dündür.
15 yaş, her şeyin başlangıcı sayılabilecek bir yaştır. Geleceğine daha dikkatli bakmaya başlarsın, planlar yaparsın belki de. Bir sürü yeni şeyle bu yaşta tanışırsın.
Ben 15 yaşımdan çok şey beklemediğime inanıyorum; istediğim şeyler, o kadar da büyük şeyler değil aslında. Daha düzenli bir insan olmak, derslerime odaklanabilmek, başladığım şeyleri bitirebilme gücü... Bunlar hep çalışarak yapmam gereken, bulmam gereken şeyler olsa da, 15 yaşımdan bana bunlar için çalışma, çabalama hevesini vermesini istiyorum. Gerisi bir şekilde gelir. Her şeyden önce biraz hırs lazımdır.


15 yaşımdan güzel, mutlu ve eğlenceli olmasını istiyorum. Unutamayacağım kadar iyi bir yıl olsun.

Büyüyorum.

Bir Makale



Kaynakça:
gunisigikitapligi.com
radikal.com.tr